Görüşmeciler İçin Acil Kullanım Kılavuzu

İşe alım faaliyetlerinin, “acilen birine ihtiyacım var” cümlesiyle başladığı yerde, sorunlar ve krizler eksik olmaz. İşe alımdan sorumlu kişi, aciliyet durumunu, işe duyulan ihtiyacı, görev tanımını sorgulamadan süreci başlatırsa… İş arayan; “acil bir iş bulmalıyım” güdüsüyle uygunluğuna bakmadan “her işe” başvurursa bundan daha doğal ne olabilir ki?
“O kadar çok başvuru var ki hepsine geri dönmek mümkün değil”, “tek tek değerlendirmeye ömür yetmez”, “günde 30 kişiyle görüşüyorum; adayın değil çayını, suyunu bile bitirmesine tahammülüm yok”, “Sürekli aynı işi yapmaktan çok sıkıldım”… Bunlar, bir dokunup bin ah işittiğim işe alımdan sorumlu arkadaşlarımın yakınmaları…
Kimi zaman işlerin yoğunluğundan alıp başımızı uzaklara kaçma isteği duyarız. Bazen de hiçbir zaman cesaret edip açmayacağız cafe ve barla ilgili zihinsel dekorasyon çalışmaları yaparız. Aslında toplum olarak girişimcilik ruhuna sahip olmadığımız için çok şanslıyız. Aksini düşünsenize; etraf işinden, patronundan, yaptığı işten bunalıp cafe açmış ve tüm müşterileri de etraftaki diğer cafelerin sahibi olduğu için sinek avlayan bahtsız girişimcilerden geçilmez olurdu.
Tüm işlerin acil olduğu bir yer düşünün. Acele ettikçe kaybedilen zaman, üst üste yapılan hatalar, düşen standartlar. “Elimden geleni yapıyorum yine de kimseye yaranamıyorum” diyerek oradan oraya koşturanlar… İyi de; kim senden elinden geleni yapmanı istedi ? Herkes, elinden geleni yapmaya hatta en iyisini yapmaya çalışıyor. Sonuç, çoğu zaman hedeflenen başarı ellerin büyüklüğü yani kişinin kapasitesiyle doğru orantılı olduğundan, “hüsran” oluyor.
Şimdi daha farklı bir hayal kuralım. Herkes “elinden geleni” değil, “üzerine düşeni” yapıyor. Departman yöneticileri, pozisyon talep formlarını insan kaynaklarıyla paylaşarak işe alım sürecini başlatıyor. Hayal bu ya, herşey dört dörtlük olsun istiyorum. Yıllık personel planı da yapılmış ve istek formu ona uygun olarak doldurulmuş. Hatta pozisyon için aranan kişi niteliklerinin belirtildiği iş spesifikasyonu ve görev tanımı hazır ve ekte yerini alıyor. Pozisyon açığı, doğru kanallardan duyuruluyor. Başvurular özenle inceleniyor. Adaylar başvurularının akıbetiyle ilgili tek tek bilgilendiriliyor. Bu sistemi birisi kursun, savunsun, geliştirsin, uygulatsın istiyorum… Acil işlerimden bir vakit bulabilsem; elimden geleni yapar(!), kurarım bu sistemi. Kurarım kurmasına da hiç zamanım yok!
Stephen Covey’nin işleri acil ve önemli olma derecelerine göre sıraladığı “zaman yönetimi matrisini” mutlaka duymuşsunuzdur. Henüz okumadıysanız, yazarın “Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı” kitabını “ acilen ” öneriyorum. Covey, acil olmayan önemli işlere planlı bir şekilde zaman ayırarak krizleri ve üzerimizdeki baskıyı azaltacağımızı söylüyor. Zamanım yok diyerek sistemsizliğe boyun eğenlere ise; acil olmayan önemli ve önemsiz işler diye adlandırdığı işlerden kurtulmasını öneriyor.
Okuduğum tatsız görüşme anılarının birçoğu önceliklendirmenin doğru yapılamamasından ve sistemsizlikten kaynaklanıyor. Maalesef bu iki durum da “kötü yönetimin” işaretidir. İş sonuçlarının ve katma değerin değil, sonucuna bakmaksızın sık sık fazla mesai yapanların ve geç saatlere kadar çalışanların takdir edildiği; acil işlerin, krizlerin ve bol adrenalinin olduğu bir işyerinde “işleyen bir sistemden” söz edilemez.
Biz zaten bunları biliyoruz “üzerimize düşeni” yapmak istiyoruz diyenlere aşağıdaki önerilere göz atmasını tavsiye ediyorum.
Özgeçmişleri en iyi şekilde değerlendirdiğinizden emin olun: Kriterlerinizi doğru belirleyip ilgisiz adayları görüşmeye çağırmayarak, zamanınızı ve enerjinizi “bay ve bayan doğru”yu bulmak için idareli kullanabilirsiniz.
Görüşmeye zamanında başlayın : Sistemsizliğin en önemli işaretlerinden biri adayı nedensiz yere bekletmek, daha da kötüsü aday yoldayken görüşmeyi ertelemektir. Aday işe ihtiyacı olan biri olarak bu durumu hoşgörüyle karşılasa da uzun vadede şirket ve kendi imajınızın zarar göreceğini aklınızdan çıkarmayın.
Tecrübesizseniz Stres Mülakatı Yapmayın: Eğer bu konuda özel bir eğitiminiz ve tecrübeniz yoksa asla stres mülakatı yapmayın. Karşınıza stresini yönetemeyen biri çıkabilir ve yumruğu gözünüze yemeden önce onun sinirlendiğini anlayacak kadar yetkin olmayabilirsiniz.
Olumsuz Geri Bildirim Verin: Adaya pozisyona uygun olmadığını mümkün olduğunca görüşmeden hemen sonra söylemeye çalışın. Olumsuz cümleler kurmamaya özen gösterin. İşin, adaya uygun olmayan yönlerini anlatmaya odaklanın. Bu, adayın işe uygun olmadığını anlatmaktan daha kolay ve aday açısından daha yararlıdır. Şirketinizi temsilen size vaktini “ayıran” her aday için siz de vakit “ayırmaya” çalışın ve adaya gelişim önerileri sunun. Sabrınız, iyi niyetiniz ve olumlu yaklaşımınıza rağmen aday ısrarla işe uygun olduğunda ısrar ediyorsa ona “kendini tanıma” ve “doğru iletişim kurma”yla ilgili gelişim kitapları önerin.
Gizliliğe önem verin: Aday hakkında arkadaşınızla bile konuşmayın ve görüşmeleri aynı sektörden adayların karşılaşmayacakları şekilde organize edin. Dedikodunun ışıktan bile hızlı yayıldığının farkına vardığınızda daha iyi bir gelecek için size güvenen adayı zor duruma sokabilirsiniz.
Ayrım yapmayın, ön yargılı olmayın: Din, dil, ırk, okul, cinsiyet ayrımı yapmayın ve özellikle yeni evli bayanlara hamile olup olmadığını asla sormayın. Bu çoğu zaman, evli ve çocuksuz bayanların doğum yaptıktan sonra işe adapte olamamaları ve işten ayrılmaları endişesiyle sorulur. Bir okuyucum iş bulabilmek için neredeyse kendinin ya da eşinin kısır olduğuna dair rapor alacağından bahsetmiş. Yeri gelmişken bu durumun artık yasalara aykırı olduğunu da burdan hatırlatmak istiyorum.
Telefondan uzak durun: Görüşmeyi telefon ve diğer insanlardan izole bir ortamda yapmaya çalışın. Telefonunuz kapalı durumda olsun. Bunu sadece adaya gösterdiğiniz saygı nedeniyle yapmıyorsunuz, yaptığınız işe ve kendinize de saygı duyuyorsunuz. Bir okuyucum görüşme sırasında yemek tarifi veren bir görüşmeciden bahsetmiş. Bir süre geçtikten sonra aynı kişiyi telefonla arayıp yemeğin altını kısmasını söylemiş. Bu bir şaka değil ve olay İstanbul’un adı duyulmuş bir firmasında geçiyor.
Adayın içeceğini bitirmesini bekleyin: Bir hata yapıp kişiyi ve cv’yi doğru değerlendirememiş ya da cv’deki eksik, yanlış bilgi nedeniyle adayı görüşmeye çağırmışsınız. Ne olursa olsun görüşme için en az 10 dakikanızı ayırmaya çalışın. Böylece bu süreyi aday içeceğini bitirirken durumu kısaca izah etmek için kullanabilirsiniz. 10 dakikanın sonunda aday hala ağır davranıp gitmek istemiyorsa içeceğiyle birlikte adayı bekleme salonuna gönderebilirsiniz.
Esnemeyin, dalıp gitmeyin, dinlememezlik etmeyin: Hepimiz insanız, görüşme yaparken özellikle adayın temposu düşükse, aklımızda başka birşeyler varsa, yorgunsak esneyebiliriz, düşüncelere ve hayallere dalıp gidebiliriz. Aday bunu yaptığında üzerimizde olumsuz imaj bırakacağını biliyoruz. Peki biz yaparsak aday üzerinde nasıl bir etki bırakırız? Bu gibi durumlarda konuyu değiştirmeye çalışmak ya da görüşmeye ara vermek en sağlıklı çözümdür.
Her insanın ayrı bir öyküsünün olduğunu unutmayın: Gün boyunca birçok adayla görüşüyoruz. Bay ve bayan doğruyu bulmak için gruplandırmalar yapıyor, daha verimli olmak için zaman zaman görüşmeleri kısa kesiyoruz. Ancak aday için her görüşme gelecekle ilgili hayallerini şekillendirecek bir kapıdır. Bunu düşünerek, görüşmeye en az onlar kadar özen göstermeliyiz.
Son söz olarak “yaptığımız işi sevmeli ya da sevmediğimiz işi yapmamalıyız” demek istiyorum. Biliyorum bu çok klasik oldu. İşsizliğin bu kadar yüksek olduğu ve giderek durumun daha da ciddileştiği bir ortamda bu lükse sahip değiliz dediğinizi duyar gibiyim.
Birçok insanın kaderini etkilediğiniz ve geleceğini şekillendirdiğiniz insan kaynakları gibi bir işte çalışıyorsanız; işinizi sevmek bir lüks değil en önemli sorumluluğunuzdur. Bu nedenle, işinizi sevin ya da “işi” yüreğiyle yapacak kişilere bırakın.

Bir Cevap Yazın