Sana benzemediğim için Kusurlu Olabilir miyim?

“Çocukken, uyandığımda derimin renginin beyaz olması için her gece dua ederek yatardım.”
Bu, yıllar önce ünlü model Naomi Campbell’la yapılmış olan bir röportajdan iç acıtan bir alıntı…
Derinin rengi, doğduğun yer, ailen, cinsiyetin, konuşman, inançların… Değiştiremeyeceğin, değiştirmek istemediğin birçok özelliğe göre değerli ya da değersiz olabiliyorsun.
Yıllar sonra bana Naomi’yi hatırlatan, geçtiğimiz haftalarda İngiltere’de katıldığım “hatalı değilim, sadece sen değilim” (I’m not wrong, I’m just not you) adlı eğitim oldu. 11 İngiliz, bir Türk ve konu farklılıkların yönetimi… Böyle başlayan fıkraları hatırlarsınız. Bir İtalyan, Alman ve Fransızımız eksikti. Onlar da olsaydı; anne tarafından Karadenizli olduğumdan Temel rolünü kolayca üstlenebilirdim. Sonuç olarak size şu an eğitimden bahsetmek yerine fıkra anlatıyor olurdum.
Konu farklılıkların yönetimi ve ben farklıyım. Bu durum gözlerin sürekli bana çevrilmesi, çeşitli soruların sorulması ve normal olmayan bir ilgi anlamına geliyor. Konuşmayı, en az yazmak kadar sevdiğimden bu durumdan sonuna kadar yararlandım. Grup içinde tek insan kaynakları uzmanı olma farklılığım sayesinde de birçok konuda eğitmeni tamamlayan kişi rolünü severek üstlendim.
Mülakat yapanlar bilir. En büyük hata; “kendine benzeyen kişileri” pozisyon için uygun adaylar olarak seçmektir. İş ortamında ekibiyle çok iyi anlaşan birçok yöneticinin, “kendine benzeyen” kişilerden oluşan astlarının olması bir rastlantı değildir. Bazen insanlar farkında olmadan, farklı olanları dışlayabilir. Genelde kişiler kendi gibi insanlarla birlikte olmayı ister, onları olumlu bulur, onlarla daha iyi anlaşır.
Çağrı merkezinde ilk mülakatlarımı yaptığımda benzer bir deneyim yaşamıştım. “Kendim” gibi bir grup kişinin işe alınmasını sağlamıştım. Eğitimlerini tamamlayıp müşteri temsilcisi olarak çalışmaya başladıktan bir ay sonra; hepsi ne zaman takım lideri olacaklarını sormaya başlamışlardı. Taleplerinin ardı arkası kesilmiyordu. Ek projelerde yer almak, farklı işlerde çalışmak, yönetici olmak, sistemi değiştirmek… Pozisyonla ilgili yetkinlik analizi yaptığımda, seçtiğim kişilerin işe en fazla(!) benim kadar uygun olduğunun farkına varmıştım. Bu kişiler tezcanlı, konuşkan ve talepkar olduklarından müşteri temsilciliği gibi sabır ve tekrar işlerden sıkılmamayı gerektiren bir işi kısa sürede bırakıyorlardı. Zıt profildeki kişiler, işi severek yapıyor ve daha başarılı oluyordu.
Dikkat ederseniz, birçok firmanın reklam teması “farklı olmak” üzerinedir. Bilmem ne ayakkabısını giy farklı ol, farklılığı hissettir. Peki çevremiz ısrarla “farklı olmayı” teşvik ederken nasıl oluyor da “farklılık” yönetilmesi gereken birşey oluyor?
Yanıtı zor değil. Çevremiz farklılıkları; dışlanan ya da özel bulunan, arzulananlar olarak sınıflandırılıyor.
Aslında birçok şey, içimizden dışarıya yansıttığımız gibi algılanıyor. Çok sevdiğim ve en az Naomi kadar alımlı olan bir bayan arkadaşım, yaz tatilinden döndüğünde ondan daha koyu bir tene sahipti. Bu arkadaşımıza; tatile gittiği için gıpta ve kıskançlıkla karışık “kapkara olmuşsun” dediğimizde hiç üzülmedi. Aksine derisinin rengi karardığı için farklı olduğunu, güzelleştiğini düşünüyordu ve mutluydu. Ayrıca bizim de öyle düşündüğümüzden hiç şüphesi yoktu.
Naomi, sabah kalktığında derisinin rengini değiştirmeyi değil, bazı ortamlarda neden görülmediğini ya da aşırı dikkat çektiğini anlamak istiyordu. Çevresindeki kişilerin kendisine bakışlarını, yüzlerindeki ifadeyi değiştirmek istiyordu. Bunu gerçekleştiremeyeceğini bildiği için dua ediyor, Tanrı’dan yardım diliyordu.
Başkalarını değiştirmeye çalışmanın ne kadar zor ve çoğu zaman da anlamsız olduğunu hepimiz biliriz. Farkında olmadığımız ise onların neden “başka” olduğu ve onları farklı kılan özellikleri bizim nasıl algıladığımız.
Bu eğitimde farklılıklarla ilgili bol bol egzersiz yaptık. Bir tanesinde çeşitli fotoğraflar gösterildi ve fotoğraflardaki kişilerin ne iş yaptıkları, nerde oturdukları, isimleri, tahsil durumları ve onlarla aynı ortamda çalışmayı isteyip istemediğimizle ilgili çeşitli soruları cevaplamamız istendi. “Neden o cevabı verdiğimizi” düşündüğümüz kısım ise çok etkileyiciydi. O insan bizde neler çağrıştırıyor? Geçmişten günümüze o yargıya varmamızı sağlayan hard diskimizin taşınamayacak dosyalarına yazılı anılarımız neler? Bu kişi hakkında böyle hissetmemize neden olan diğer kişilerin davranışları, ön yargılarımız, inançlarımız, değerlerimiz neler? Bunları olumlu ya da olumsuz olarak algılamamamız sadece üzerinde düşünmemiz istendi.
Şu an verdiğimiz birçok tepkinin nedeni çocukluğumuzdan sırtımıza yüklenen inançlar, kısıtlamalar, endişelerin bir uzantısı değil mi?
Anlaşamadığınız bir yöneticiniz, katlanamadığınız bir iş arkadaşınız, birlikte yaşamak zorunda olduğunuz birileri var. Bir insan nasıl böyle olur? Nasıl bunu yapar? Soru cümleleriniz artmış, şikayet etmekten iletişim kuramaz hale gelmiş olabilirsiniz. Hep aynı noktaya geliyor; çareyi yeni bir iş aramakta buluyorsunuz. Birkaç iş yeri değiştirdiniz ama nafile hep aynı kişiler, onlar her yerde… Düşünün. Sorun sizden, genellemelerinizden ve farklılıkları algılama eksikliğinizden kaynaklanıyor olabilir mi?
Bir sonraki yazımda, başka insanları farklı görmemize neden olan ve hayatımızı zorlaştıran sırtımızdaki yükün farkına nasıl varabileceğimizden bahsedeceğim.
Katılım ve paylaşımlarınız için şimdiden teşekkür ederim.

Bir Cevap Yazın