Patronuma görüşmede olduğumu söylemeyin o beni doktorda biliyor

Eski bir zen hikayesinde, aslandan kaçan bir adamdan bahsedilir. Adam, aslana yem olmamak için can havliyle koşarken önüne bakmaz ve uçurumdan aşağı yuvarlanır. Yere çakılmaktan son anda bir dala tutunarak kurtulur. Biraz dinlenip gücünü topladıktan sonra aşağıya bakar ve düşmesini sabırsızca bekleyen kaplanı görür. Durum hiç de parlak değildir. Yukarıda onu saatlerdir kovalayan aslan, aşağıda onun düşmesini bekleyen kaplan ve ikisinin arasında bir dala iğreti tutunmuş bir adam… Yukarı bakar endişelenir, aşağı bakar daha da endişelenir…
Derken, hikayedeki kahramanımız aşağı ve yukarı bakıp endişelenmekten vazgeçer ve başını yana çevirir. Birden burnunun ucunda duran nefis böğürtlenleri farkeder ve afiyetle midesine indirir.
Bazen hayatın yükü omuzlarımıza ağır gelir. Geçmişin yükü ve geleceğin belirsizliğiyle ilgili endişelerle dolup taşan zihnimiz, burnumuzun dibindeki birçok fırsatı değerlendiremez. Boşlukta öylece asılı kalırız.
Aslında canımız böğürtlen yemeyi çok istiyordur ama bunu birilerinin bize bir tabakta sunmasını bekleriz. “Doğru zamanda doğru işler yapmak isteğimiz” nedeniyle zamanı hep ileriye öteler, aniden karşımıza çıkan ve hazırlıksız yakalandığımız için kaçırdığımız fırsatları kötü şansımıza mal ederiz.
Belirsizliklerin yarattığı endişeler, geçmişte yaşadıklarımızdan ve yanlış kararlarımızdan doğan pişmanlıklar, sevmediğimiz işimiz, anlaşamadığımız yöneticimiz, istemediğimiz ilişkiler… Tüm bunlar, zaten stresli olan yaşantımızı içinden çıkılamaz hale getirebilir.
Gelecekle ilgili parlak hayallere sığınıp, ötelediğimiz “şimdi”miz aslında varolan tek şeyimiz. Varolabildiğimiz tek zaman olan “şimdi”ye dikkatimizi verirsek; hayatımızın aslında pekçok fırsatla dolu olduğunu farkedebiliriz.
Konuyu biraz daha daraltıp, hayatımızla ilgili fırsatları değerlendirdiğimiz “iş görüşmelerine” değinmek istiyorum.
İş değiştirmeyi düşünüyordunuz. Uzun zamandır beklediğiniz fırsat ayağınıza geldi. Heyecanlısınız, sesinize yansıyor bu heyecanınız. Dalıp gidiyor, yeni işinizle ilgili hayaller kuruyorsunuz. Hatta hatta o hiç anlaşamadığınız müdürünüz, şefiniz artık eskisi kadar canınızı bile sıkmıyor. Ona duyduğunuz bu hoşgörüye şaşırıp kalıyorsunuz.
Ve beklenen an geliyor. Sizi tüm dertlerinizden kurtaracak olan görüşme anı… O da ne! Pek tutuktunuz görüşmede. Ya da fazla konuştunuz. Yanınızda getirdiğiniz dergileri görünce yüzlerindeki o ifade de neydi öyle… Oysa mülakat kitabında ne deniyorsa harfiyyen uygulamıştınız. Zaten, pek de ukala bunlar. Kesin kimin alınacağı da önceden belliydi. Formalite görüşmesiydi sizinki… Neyse en iyisi bunları yaşanmamış kabul edip yönetici uyanmadan işe geri dönmek…
İş değiştirmeyi düşünenler; yabancı kaynaklardan çeviri, bizim kültürümüze uygun olmayan tüm öğrendiklerini unutmakla işe başlamalılar. Kısacası benimsemediğiniz, üzerinizde emanet duran herşeyden vazgeçin, “kendiniz” olun. Bu o kadar kolay birşey değildir. Kendisi olarak, “reddedilme” duygusunu her insan kaldıramayabilir. Bu nedenle, işi “ seçtiğiniz” düşüncesiyle hareket edip, kendinizi doğru ifade ederseniz “seçilmediğiniz” duygusu yerine “işin size uygun olmadığı” duygusuna “yükselirsiniz.”

“İyi olan değil iyi görüşme yapan kazanır.” Yok böyle birşey… İşin doğrusu; “İyi olan ve iyi görüşme yapan kazanır.” Zaten eskiler; “iyi görünmek için iyi olmak gerekir” dememişler miydi? Başkası gibi davranıp kendinizi olduğunuzdan farklı göstermek ancak kısa dönemli kazançlar getirebilir.
Aslında “kazanmak” diye birşey de yoktur. Kendinizi doğru ifade edebildiğiniz oranda yetkinliklerinizin işe uygunluğunun değerlendirilme başarısı artar.
Görüşme esnasında, hatta öncesi ve sonrasında görüşmenin kaderini etkileyen en önemli unsur “ stres yönetimi” dir. Stresinizi yönetemiyorsanız kendinizi doğru ifade edemezsiniz.
İş görüşmelerinde neler yapacağınızı anlatan binlerce kaynak var. Ben yapmamanız gerekenleri hatırlatmak istiyorum:

• Geç Kalma!
Baştan maça yenik başlamak istemeyiz değil mi?
• Dağınık Olma!
Unutma! İşe göstereceğin özen dış görünüşüne yansır.
• Aşırı Heyecanlı Olma!
Heyecan, ilginin belirtisi olabilir ama fazlası yetersizlik olarak algılanabilir.
• Rol Yapma!
İş görüşmesini “dizide rol kapmak” için yapmadığın sürece buna ihtiyacın yok.
• Yalan Söyleme!
Karşındakinin işinde uzman olduğunu ve kolay kolay kül yutmayacağını unutma.
• Detaya Girme!
İnsanı soru sorduğuna pişman etme, az ve öz konuşma becerini göster.
• Suratını Asma!
Sen bunu heyecandan yapıyor olabilirsin ama gülen gözlerin yaratacağı mucizeyi tahmin bile edemezsin.
• Anlaşılmayı Bekleme!
Yanlış anlaşılmak, anlaşılmamaktan daha kötüdür, kendini iyi ifade ettiğinden emin ol.
• İşini Kötüleme!
Geçmişle uzlaş, ona kızarak geleceğini tehlikeye atma.
• Senli benli olma!
Karşındaki kişi seni rahatlatmak için senli benli konuşsa da mesafeyi koru, profesyonel olduğunu göster.
• Amaçsız olma!
İşle ilgili niyetinin ciddiyetini hissettir. Geçiyordum uğradım izlenimi bırakma. Ancak ne istediğinin farkında olursan, bunu karşındakilere hissettirebilirsin.
• Abartma!
Görüşme yapacağın kişileri, işi, firmayı çok fazla düşünerek gözünde büyütme. Bu olayı ne kadar ölüm kalım savaşına çevirirsen, şansın o kadar azalabilir.
• Ücreti sorma!
Ücret ve ek ödemelerle ilgili soruların için iş teklif edilene kadar sabret…

Bir Cevap Yazın