Çalışan markası” nasıl yaratılır?

Rafa koyduğumuz deterjan, kendi başına markalaşamaz, onun için kaynak harcamak gerekir. Çalışanları markalaştırmak da bir süreç ve yatırımdır. Her yatırımın bir getirisi olmalıdır. Çalışan markası yaratmak, kaynak gerektiren bir süreç olmasının yanı sıra yalnızca parayla sağlanacak bir olgu değildir. Öncelikle markalaştırmayı düşündüğünüz çalışana vereceğiniz değerle ilgilidir.

Kavram bombardımanına tutulduk. Her geçen gün “kökü dışarda” yeni bir kavramın menziline giriyoruz. Bu “moda” cereyanlar iş dünyasının genelinde olduğu kadar biz İnsan Kaynakları profesyonellerinin jargonlarını da değiştiriyor.

Örneğin çok değil, beş yıl öncesinin yönetim ve İnsan Kaynaklarıyla ilgili yayınlarda; “çalışan markası” yer almazdı. Birileri çıkıp, çalışanı markalaştırmaktan, kurum değerini artırmaktan, elle tutulmaz değerlerin öneminden bahsederken biz İnsan Kaynakları profesyonellerinin saçını başını yoldurabiliyordu.

Nedir bu çalışan markası?

Aslında hazırlıklı olmak lazım. Çünkü yönetimin eli kulağında. “Biz neden bunu uygulamıyoruz?” diye sormaları an meselesi.

Sahi nedir bu çalışan markası?

Sanayinin baş tacı edildiği ve üretimin en büyük ibadet olduğu zamanlarda işyeri “mabet” biz çalışanlar da “acizane kullar” olarak tanımlanırdı. İnsanoğlunun sanayi devriminden sonra yaptığı en yaratıcı buluş olan “müşteri”, beraberinde işyerinde çalışan “insanların” da değeri olabileceği izlenimini yarattı. Bu izlenimin heyecanına kapılarak personel tabelalarını İnsan Kaynakları olarak değiştirdik ve ihmal ettiğimiz çalışanın peşine düştük… Ona değer katmak, yüceltmek, tıpkı müşteriye yaptığımız gibi onu yeniden tanımlamak ve hatta markalaştırmak için…

Marka bildik bir kavram. Peki “çalışanı markalaştırmak” farklı bir şey mi? Deterjan markasıyla onu üreten çalışanın markası arasında fark yok mu?

Aslında temelde pek bir fark yok. Rafa koyduğumuz deterjan, kendi başına markalaşamaz, onun için kaynak harcamak gerekir. Çalışanları markalaştırmak da bir süreç ve yatırımdır. Her yatırımın bir getirisi olmalıdır.

Mayo Klinik gibi bölgesel sınırları aşarak tüm dünyada başarılarıyla tanınmış hastaneleri ele alalım. Acımasız rekabet ortamında bu farklılaşmayı ve sonuç olarak başarıyı sağlayan hastanenin binası ve teknolojisinden ziyade çalışanlarının marka gücüdür.

“Kişisel marka” ile karıştırmayın

Bir de çalışan markasıyla sık sık karıştırılan “kişisel marka” kavramı var. Aralarındaki fark birinin kurumun değerine katkı sağlaması, diğerinin ise bireyin pazar payını artırması.

Diyelim ki çalışanımızı markalaştırdık. Nasıl başaracağımızı bir yana bırakırsak aklımıza “Bu ne işimize yarayacak?” sorusu gelebilir. Aslında cevap çok basit: Kurumunuzda çalışanların eşsiz beceri ve uzmanlıklarıyla daha çok para kazanırsınız. “Tamam, İnsan Kaynaklarına talimat veriyorum hemen başlasınlar” diyen aceleci patronlar lütfen bundan sonrasını da okusunlar.

Çalışan markası yaratmak, kaynak gerektiren bir süreç olmasının yanı sıra yalnızca parayla sağlanacak bir olgu değildir. Öncelikle markalaştırmayı düşündüğünüz çalışana vereceğiniz değerle ilgilidir. Bu değer, en şöhretli doktoru, en kabiliyetli futbolcuyu, en yaratıcı grafikeri transfer parası ödeyerek işe almakla yaratılamaz. Bu kişilerin bu yetkinliklerini geliştirebileceği ve yeşereceği ortam, yani şirket kültürü de uygun olmalıdır.

“Çalışan markası” dünyada yükselen bir değer olabilir ama 5 bin yıl önce tarım toplumuna geçen insanlığın bu sürede öğrendiği bir gerçek var: Her tohum her tarlada yeşermez.

Bir Cevap Yazın