Bilge ve Ögrencisi

Geçenlerde yeni işe başlayan ve işinden memnun olmayan yeni mezun bir arkadaşımız sıkıntılarını paylaştı benimle. Birlikte çalıştığı ve kendinden daha tecrübeli kişilerin esnek olmadığını anlattı. Özellikle de bağlı olduğu yöneticisini anlata anlata bitiremedi. Ne yaparsa bu kişiye yaranamadığını sürekli kendisini, yaptıklarını aşağıladığını ve artık bunlara dayanamadığını anlattı.

Ona Jay Carter’ın bir kitabındaki hikayeyi anlattım. Hikayede elinde sopası olan bir bilge vardır. Karşısında da öğrencisi oturur. Bilge, öğrencinin önüne bir fincan çay koyar ve der ki çayı içersen bu sopayla sana vuracağım, eğer içmezsen de vuracağım. Jay sorar, hikayedeki kişi siz olsanız ne yaparsınız? Aslında bu tip şikayetlerle gelen kişilere sevdiğim bu hikayeyi anlatır ve sorarım. Aldığım cevaplar da genel de “nasılsa her iki şekilde de dayak yiyeceğim, çayı içerim”, “çayı içer bilgeye bir tane patlatırım”, “çayı içmem” ya da ordan kaçar giderim… Verilecek en doğru cevabı yazının sonuna sakladım.

Bu arkadaşımız da kaçar giderim dedi ve gerçekten de kısa bir süre sonra işinden istifa etti. Eminin onun bu kararı vermesinde etkili olan yöneticiyle konuşsak, yeni nesilin çok şımarık olduğunu, zora gelmediğini söyleyecektir. Hatta biraz daha derine insek, kendisinin neler çektiğini ve gençlerin hep hazıra konduğundan bile yakınabilir.

Ikibinli yıllarda iş hayatına başlayanların farklı olduğunu biliyoruz. Özellikle son beş yıldır, gençlerde bireyselliğin arttığını, daha talepkar olabildiklerini, talepleri tatmin edilmediğinde kolayca iş değiştirebildiklerini görüyoruz. Eskiden tecrübeli insanların kendilerini geliştirme olanakları daha kısıtlı olduğundan, işyeri de herhangi bir yatırım yapmadıysa güncelliğini yitirmiş bilgiye sahip olabiliyorlardı.

Örneğin, doksanlı yıllarda internet kullanımı yaygın değildi ve bilgiye bugün olduğu gibi kolay ulaşılamıyordu. Şanslı bir insan olarak staj yaptığım yerde exceli öğrenmiştim. İlk işe başladığım zaman çok önemli hesaplamaların excel kullanılmadan hesap makinasıyla yapıldığını ve günlerce birçok insanın vaktini aldığını farkettim. Üretimin başında çok tecrübeli ve olgun bir yönetici vardı. Tüm bu işlemleri tek bir excel tablosunda kolayca yapabileceğimi söylediğimde bana tek inanan kişi o oldu. Bu kişi esnek davrandı, beni bir tehdit ya da zaman kaybı olarak görmeyip bilgime saygı duydu. Kendi tecrübesiyle bendeki bilgiyi birleştirerek katma değer yaratmayı bildi. Sonuç olarak da yaşına rağmen esnek bakış açısı sayesinde exceli çok iyi öğrendi.

Eskilerin geleceğe hazır olması için bakış açılarını esnetmeleri gerekiyor. Muazzam tecrübeyle donanmış, gençlerin enerjisi, esnekliği ve sürekli öğrenen bir kişinin yarattığı katma değeri düşünsenize… Bir de ünvanını silah olarak kullanan herşeye hayır diyen, yeni mezunları bir tehdit olarak görüp asistan olarak kullananları düşünün… İşte ister iki yıl, ister yirmi yıl tecrübesi de olsa bu insanlar organizasyonların geleceği için tehdittir.

Anlatmak istediğim gelecekte var olmak için kişinin sahip olması gereken en önemli özelliklerden biri “esneklik” diğeri de “kendini sürekli geliştirmek” ihtiyacıdır. İnsanlar yaş aldıkça onları yaşlandıran aslında bu iki özelliğinin körelmesidir.

Peki gençler ne yapmalı? Onlar da vazgeçmemeyi öğrenmeliler. Gelecekte en başarılı meslek sahipleri; hedeflerine odaklanarak eylemlerine yön verebilecek ve en küçük zorlukta bırakıp kaçmayanlar olacak.

Yani bilgenin elindeki sopayı alıp, çayını afiyetle içebilenlerin.

Bir Cevap Yazın