Yeni Nesil İçin Hazırlanın

Gelecekten bugüne bakabilseydik, modern iletişim ve iş yapma şekillerine adapte olmakta zorlanan bir iş hayatına sıkışmış olduğumuzu görebilirdik. Bugünün yöneticilerinin çoğu 15-20 yıl önce daktilo çağıyla sosyal medyanın arasında, excel ve wordun yeni yeni kullanılmaya başlandığı zamanlarda iş hayatına girdiler. 

Modernleşme süreci iş yapma şekillerini değiştirdi. Artık ofisleri olsa da herkes bir mobil çalışan haline dönüştü. Evde, kafede, arkadaşımızı beklerken hatta belki kendi düğünümüze yetişirken bile dış dünyayla iletişim halinde ya da değil sürekli çalışıyoruz.

Bilgi çağında, sanayi çağından kalma organizasyonlarda çalışan akıl işçileriyiz. Kart basmasak da her gün gittiğimiz işyerleri, ofisler, esnetmeye çalışılan iş saatleriyle değişim sürecini yaşıyoruz.

Bu değişim sürecini henüz tamamlamamışken, iş hayatımıza değerlerinin başında özgürlük ve orjinallik olan ve mobil çalışmaya doğuştan adapte olmuş yeni bir nesil giriyor. Onlar çok boyutlu iletişim kuran, teknolojiye meraklı, iş hayatında kendilerini ifade edebilmenin önemli olduğunu düşünen, kendi alanlarına saygı ve hepsinden önemlisi farkedilmeyi ve önemsenmeyi isteyen bir nesil. Peki bu yeni neslin iş ortamlarında özgür olmalarını sağlayacak ve orjinalliklerini ifade etmelerini kolaylaştıracak neler yapıyoruz? Öncelikle mevcut organizasyon yapılarının onların bu ihtiyaçlarına cevap vermeye hazır olup olmadığını anlamak gerekiyor.

İnsanlar farklı olan, değişim gerektiren ve konfor alanlarını bozacağını düşündükleri konulara tepki verirler. Bazen bu tepki yok sayıp görmezden gelmek, bazen de üzerine gidip yok etmeye çalışmak şeklinde açığa çıkabilir. Verilecek sağlıklı tepki öncelikle “anlamaya çalışmak” olmalıdır. Yöneticilerin, farklılıkları yönetmek için önce samimi bir şekilde anlamaya çalışması ve adaptasyonu sağlaması gerekir.

İletişim ve ifadelerine facebook ve twitter gibi sosyal ağ boyutlarını da eklemiş olan yeni nesli yönetmeye ne kadar hazırız? Örneğin Şirketinizde sosyal ağ kullanımıyla ilgili neler yapıldığını düşünün. Kullanımı yasaklanmış veya prosedürle kısmen kısıtlamalar getirilmiş bir şirkette mi, tüm şirket sistemlerinin entegre olduğu yoğun sosyal ağ kullanan bir şirkette mi çalışıyorsunuz? Bu uygulamayla ilgili gözlemleriniz bile organizasyon kültürünüzün yeni nesli kucaklamaya ne kadar hazır olduğuyla ilgili size bir ipucu verebilir.

Bir diğer konu da hiyerarşiye dayalı mevcut ünvan ve organizasyon yapılarının yeni nesle uygun olmamasıdır. Işe alım safhasında bu kişilere “elemanlıktan başlayacaksın başarılı olursan sırasıyla uzmanlığa, şefliğe ve müdürlüğe yükseleceksin” dediğinizde henüz görüşme bitmeden adaylarınızı kaybedebilirsiniz. Gelişime çok önem veren, zamanı gelmeden sorumluluk almaya hazır, kendi ideallerini gerçekleştirme arzuları kuvvetli olan yeni nesil, sınırlar ne kadar net çizilmişse kendilerini o kadar kısıtlanmış ve sıradan hissediyorlar.

Doğuştan mobil çalışmaya adapte olmuş bu nesli mesai saatlerine ve ofiste çalışmaya zorlamak da pek mantıklı değildir. Mevcut organizasyonda hala etkin bir performans yönetim sistemi yoksa ve mesai yapanların ödüllendirildiği bir kültür varsa adaptasyonları zorlaşacaktır.

Bir diğer önemli konu da yeni neslin, otokratik yönetim ve ana baba benliği iletişim dili kullanılan organizasyon kültürlerine alışamamasıdır. “Kurallara uymazsan cezalandırılırsın, başarılı olmak için şunları yapmalısın” yaklaşımı yerine bu kişilerin şirketi sahiplenmesini artırmak ve gönülden bağlanmalarını sağlamamız gerekiyor. Millet olarak duygusalız ve işimize tutkuyla bağlıyız. Ancak duygusallık, içerisinde duyguları yönetememek gibi bir gelişim alanı da barındırır. Birçok yöneticinin iş ve özel hayat dengesi kuramaması ve ekip üyelerine çocuğu gibi davranması da bundan kaynaklanır.

Yöneticilerimizi duygularını yönetecek ve organizasyona duygularıyla liderlik edecek şekilde geliştirmeliyiz.

İş ortamını ve organizasyon kültürünü; yeni neslin ihtiyaçlarına saygı duyulan, iş hedeflerine paralel kendi değerlerini de yaşayabilecekleri ve aynı zamanda kişisel hedeflerini de gerçekleştirebilecekleri şekilde hazırlamalıyız. Bunu da yöneticilerimizin, farklı değerleri ve farklı olan insanları ve değişimi yönetme yetkinliklerini geliştirerek yapabiliriz. Bugünleri aslında gençlerden emanet aldığımızı ve bizi geleceğe onların taşıyacağını unutmamalıyız.

Bir Cevap Yazın